Hamuş dedi kendine suskun. Anlamsız konuşanlara, bağıranlara inat susmayı seçti.
Defalarca yalpaladığı bu yollarda; kimi zaman hüsran, kimi zaman içine akıttığı gözyaşlarını bulmuştu. Bir kendini bulamıyordu bu hayat yolculuğunda. Hamuş demişti işte yolun sonunda.
Kördüğüm olan cümlelerine Hamuşca bir nokta koymuştu. Onun adına, kendi adına, her şey adına Hamuşluğu seçmişti. Susanlar, susturulanlar, adlarına defalarca çizik atılanlar; onlar adına, kendi adına, canından gönlünden vermişti...
Hamuş demişti kendine. Suskunluğunda kendini bulmuştu.
Aynasına bakıyordu, yansımasına. Suskunluğuna çare olmasını dilerken sessiz gözyaşları yanaklarını ve yüreğini ıslatıyordu. Kuraklaşan, çölleşen gönlüne umut olmak ister gibi akıyordu gözyaşları. Hamuş demişti kendine, konuşarak çoğu kelimeleri tükettiğinden gözleriyle konuşan bir yolcu olmuştu. Kalbinin haykıramadığını gözleri bas bas bağırmaktaydı.
Anlatmak istediği, haykırmak istediği onlarca cümleye susmuştu artık. Cümlelerini gerçekliğin kucağında yitirmişti. Gördüğü, gerçek sandığı binlerce hikayeyi suskunluğunda en yakınında bulmuştu. Ruhunda...
İyiyi de, kötüyü de, gerçekliği ve acıyı da suskunluğuna sığınarak buluyordu. Susarak anlaşılmak isteyen bir kalbi vardı artık. O sustu kelimeler anlamını yitirdi. O sustu, gerçeklik kendini derin engin mavilere bıraktı. O sustu ve dünü dünde bırakmak adına bir yol seçti...

Yorum Gönder