Omuzlarım üzerinde yine bin ton yük, kalın da giyinmişim ki üşümeyeyim diye. Bilgisayar çantası bir yana, özel çantam ayrı belime dolanmış şekilde paytak paytak yürüyorum. Bir yandan da elimle kulağımda çalan müziği değiştirmeye çalışıyorum keşke hayatımın eksik kalan yanlarını da tek bir dokunmayla değiştirseydim. İnceden inceden yağmurda yağmaya başlamış ki şemsiyem yok...
Hiç olmadı ki zaten, koşmaya başlıyorum; yok otobüse yetişeyim, yok hayata yetişeyim, yok işe yetişeyim, yok okula yetişeyim, yok en çokta insanlara yetişeyim... Ben ne zaman kendime yetişeceğim peki! Kulağım yine uğuldamaya başladı ki aklım yine bana oyunlar oynamaya başladı. Artık dışarıdan çok içime konuşmaya başlamışım ki, yakamı bırakmayan düşünceler. Cesaretsizdim!Öncelikle de kendime karşı. Herkese sergilediğim şu yenilmezlik duvarım kendime karşı tutmuyordu. Yapamıyordum durup dinlenecek halim de yoktu. Ben yetişmeliyim demiştim ya; belki hayata, belki insanlara, belki de otobüse...

Yorum Gönder